bodrum escort bakirkoy escort

Küresel Isınmanın Ülkemiz ve Bölgemiz Üzerindeki Etkileri ve Su Kaynakları - 1


Bu makale 2021-03-06 11:31:36 eklenmiş ve 2259 kez görüntülenmiştir.
Volkan Kara

Küresel ısınma, çeşitli insan aktiviteleri(sanayi, endüstriyel) sonucu meydana gelen sera gazlarının (karbon gazları, ozon, metan, azotoksitler ve su buharı) atmosferde yoğun biçimde artması sonucu, sıcaklığın yapay olarak artışını ifade etmektedir.
Küresel bazdaki sistematik sıcaklık artışı ölçümleri 1980’li yıllarda kendini göstermiştir. Sıcaklıkla birlikte buharlaşma da artmakta ve değişen yağış rejimlerine, dolayısıyla küresel iklim değişikliklerine yol açmaktadır.
Tüm dünyadakine benzer şekilde, ülkemizde de küresel ısınmanın sonuçları giderek daha ağır şekilde hissedilmektedir. Ülkemiz, küresel ısınma değerlendirmesinde ‘risk grubundaki ülkeler’ sınıfında tanımlanmaktadır. Türkiye’nin özellikle güney kesimlerinde sıcaklık artış oranı, ortalama 0.20 derece/10 yıl olarak bilinmektedir. Bilimsel araştırmalara göre küresel ısınma süreci önlenemediği takdirde, ülkemizdeki olası etkileri; yağışların azalması sonucu tüm baraj, gölet ve nehirlerin taşıdığı su miktarının azalacağı ve dolayısıyla hidroelektrik enerji kaynaklarının ihtiyaca cevap veremeyecek duruma geleceği; yüksek basınç sisteminin daha kuzeye kayması sonucu ülke genelinde hakim iklim tipinin, ani ve düzensiz yağışların, sellerin, hortumların oluştuğu tropikal bir iklim tipine doğru kayacağı ve buna bağlı olarak ülkemizin, jeolojik kütle hareketlerinin(heyelan) ve erozyon olaylarının yoğun olarak görüleceği bir coğrafyaya dönüşeceği yönündedir.
Özellikle kar yağışlarının azalmasıyla kış mevsiminin ülke genelinde hemen hemen görülmeyeceği tahmin edilmektedir. Bu da bölgesel demografik değişimlere yani zorunlu göçlere yol açacaktır.
Bu süreçte, şehirleşme ve dolayısıyla betonlaşmanın yoğun olduğu bölgelerdeki güneşten gelen elektromanyetik ışıma(EMR); doğal toprak-kayaç ortamından farklı olarak elektromanyetik yayılma yani ısı adası etkisi olarak bir çevresel sorun halinde kendini göstermektedir. Yaşadığımız Kocaeli- İstanbul bölgesi, bu etkileşimin son yıllarda yoğun olarak hissedildiği alanlardandır.
Küresel ısınmanın bölgemizdeki hiç şüphesiz en büyük etkisi, artan buharlaşma sebebiyle devasa şehirleri besleyen baraj, gölet ve göllerdeki su seviyelerinin düşmesi ve dolayısıyla susuzluk tehlikesidir. Her geçen yıl, artan sanayi ve nüfusun temiz su ihtiyacı parabolik bir talep artışını da beraberinde getirmektedir.
Bölgemizde, Kocaeli ve Sakarya illerinin kullanma suyu ihtiyacını da gideren Sapanca Gölü, küresel ısınma sebebiyle koruma altına alınması gereken en önemli tatlı su kaynaklarından biridir. Sapanca Gölü aynı zamanda, Uluslararası Öneme Sahip Sulak alan olarak koruma alına alınması gereken Türkiye’deki birkaç gölden birisidir.
Çevre Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde kullanılabilir tatlı su kaynağı 112 milyar m3 olup, bu kaynağın yalnız 40 milyar m3’ünü değerlendirebiliyoruz. Kalan kısım ise maalesef boşa akarak kaybolmaktadır.
Ülkemizde geçtiğimiz yıllarda kurulan su enstitüsü ve suyla ilgili eski ve köklü bir kamu kurumu olan DSİ’nin yanı sıra, yerel su idarelerinin koordineli çalışarak planlı ve uzun vadeli sürdürülebilir su kaynakları yönetimi politikasına ihtiyaç acil şekilde ihtiyaç vardır. Özellikle yeraltısuyu kaynaklarımız hala 1960’lı yıllarda, o yılların teknik kavramlarıyla ve teknolojik düzeyine göre oluşturulan kanunlarla idare edilmektedir. Bu, artık günümüzde yetersiz bir hukuki altyapı olarak karşımızda duran ciddi bir sorundur. Bu konu hakkında ayrıntılı görüşlerimi, bir sonraki yazımda paylaşacağım. 
Saygılarımla…

Kaynak: TEMA Vakfı

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
batiyakasihaber.com
sanalbasin.com yesidir
© Copyright 2019 batiyakasihaber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Kardelen Host haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA